MySpace Layouts


Profile courtesy of MySpace Layouts



hoşgeldiniz

HOŞGELDİNİZ

10/7/2007 - bu gece

Kategori: adminden

Anlamsızlığımda kayboluyorum bu gece

Senin o gülen gözlerinde yok oluyorum

Yine seni düşünüyorum

Yine seninle oluyorum

Sensizliğin dibine vuruyorum

Sensizlikle sarhoş oluyorum

Umurunda olmayışımla kadeh tokuşturuyorum

Her şeye rağmen yüzsüzlüğümle yine kapında bitiyorum

Sen vicdansızlığınla açmıyorsun kapıyı

Kapılar duvar oluyor ben duvar önünde ağlayan

Duvarlara haykırıyorum seni ne kadar çok sevdiğimi

Taş kalbinde duvar anlamıyor

Ve ben yeni aşklara yelken açıyorum

Aklımda sen burnumda senin kokun

Sensizliğim umurunda olmayışlığım ve duvarlarımla

Biliyorum bir an bile aklımdan çıkmayacaksın

Ama yaşamalıyım diyorum her şeye rağmen

 

                                                                         DERYA DENİZ....

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/4/2007 - DÜNYA YALNIZ BİZİM DEĞİL

 

'Onlar giysi değil, yaşamı paylaştığımız dostlarımız'
Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu ( DYBD )'nun üye sayısı her geçen gün artıyor. BirGün gazetesi köşe yazarı, Sesonline.net haber portalının Genel Yayın Yönetmeni, DYBD Platformu'nun kurucusu ve sözcüsü Yalçın Ergündoğan ile Sabah Gazetesi editörlerinden Neslihan Tunç'un yaptığı röportaj:
 

Yalçın Ergündoğan diğer gruplardan farklarını şöyle özetliyor: "Biz doğaya, hayvanların tümüne yönelik hak arayışı faaliyetine giriştik. Doğanın ve hayvanların ne kendini savunacak ‘avukatları’, ne çıkarlarını koruyacak ‘sendikaları’, ne de ‘oy hakları’ var... ‘İnsan merkezci saplantılarımızı’, kibirimizi terk etmeye çalışıyoruz... Kavgadan gürültüden uzak, fikriyatı ön plana çıkaran çalışmalar ve tartışmalar yürüttük, yürütüyoruz."

Yahoo'da hayvan hakları kategorisinde birinci olan Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu'nun kurucusu Yalçın Ergündoğan, hayvanlara saygıya çağırıyor...

» Sizin hayvanlarla ilgili hassasiyetiniz, ilginiz nereden geliyor?
- Çok küçük yaşlarımdan beri hayvanlarla iletişimim ve ilişkilerim iyi oldu. Her türden hayvanı seven bir yapıdaydım. Bunda küçüklüğümde birlikte olduğum aile bireylerim arasında hayvan ve doğaya sevgi besleyenlerin olması belirleyici oldu tabii. Yani hayvanlarla dost olma, onları sevme bilinci bende eski. 3-4 yaşlarında evde, elektrik sobasının altında tuttuğumuz yumurtalardan civcivlerin yumurta kabuklarını kırarak çıkmasını izlemek, gözlemek. Minicik civcivleri “evde besleyeceğim” diye tutturmam. Miniklerin büyüdüğünde de annemin kızmasına ve muhalefetine rağmen eve girip çıkmalarına olanak tanınması taleplerim. Anneannemin duruma müdahale ederek, tavuklara eski kumaşlardan “don” dikmesi formülü gibi uzar gider benim hayvanlarla iletişim öykülerim... İlerleyen yıllarımda bağımsız bir yaşam sürmeye başladığımda da evimizde kedim, köpeklerim hep oldu. O yıllarda ilişkilerim tabii hep sevgi boyutunda idi...

» Evde kaç minik dostunuz var??
- Şu anda eşimle birlikte, yaşamı paylaştığımız evimizin bireyleri olan, “Şila” adında 17 yaşında kaniş-terrier ve 12 yaşında “Sindi” adlı bir Dalmaçyalı köpeğim var. Her ikisiyle de doğdukları andan itibaren birlikte yaşıyoruz. 17 yaşındaki Şila, 5, 6 aydır yaşlılıktan gözleri görmez oldu, kulakları da ağır işitiyor. Ama koku alma duyusu hala mükemmel… Bir de JACO cinsi “Barni” adlı bir papağanım var. Onunla da her zaman konuşuyoruz. Hem biz, hem de Şila ve Sindi…


» Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu nasıl kuruldu?
- Hayvanlarla birlikte olma yaşamı paylaşma duygum anlattığım gibi çocukluk yıllarıma dayanıyor. Ama hayvanların da hakları olduğu, herkesin hayvanları sevmesinin beklenmemesi ama haklarına saygı duymalarının zorunlu olduğu bilinci bende o kadar eskilere, çocukluk yıllarıma dayanmıyor tabii. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda hayvanları sevmeme rağmen, gıda olarak tükettim ben de tabii. Yani tabakta sunulan hayvanları bilince çıkarmadığımdan ötürü yedim. Deri giysi, ayakkabı vb. kullandım. Şimdi bunların hiç birini yapmıyorum doğrusu. Doğaya, hayvanlara ve tüm canlılara olan sevgim beni, dünyada bu yönde gelişmekte olan felsefi çalışmaları ve hareketleri izlemeye itti. Okuyorum, araştırıyorum bu konuda sürekli. Bu arada, yılında yayınlanmaya başlayan Bağımsız Birgün Gazetesi’nde gazetecilik çalışmalarımı sürdürürken, doğaya ve hayvan haklarına yönelik bir sayfa yayınlama fikri gelişti bende. "Dünya Yalnız Bizim Değil" başlığıyla doğa ve hayvan sayfası hazırlamaya başladım. Bu yayın faaliyetine paralel olarak da aynı adla
"DÜNYA YALNIZ BİZİM DEĞİL PLATFORMU"nu 8 Temmuz 2004’te kurdum.

Bizden önce faaliyet gösteren dernek ve oluşumlar genellikle "hayvansever" ya da "hayvan korumacı" olarak kendini tanımlayanlardan oluşuyordu. Genellikle de köpeklere yönelik örgütlenmelerdi… Hayvan korumacı ve hayvan hakları savunucusu örgütlerin bir araya gelmeleri, birbirleriyle iletişimlerinin artması, seslerinin daha gür ve güçlü çıkmasına olanak tanımak için, bu doğrultuda bir calışmaya kürsü oluşturmak üzere bu platformu kurdum.
Biz platformumuzda doğaya, hayvanların tümüne yönelik hak arayışları faaliyetine giriştik. Her zaman yinelediğim gibi, “doğanın ve hayvanların ne kendini savunacak ‘avukatları’, ne çıkarlarını koruyacak ‘sendikaları’, ne de ‘oy hakları’ var... Biz bu bilinçte hareket etmeye çalıştık platformumuzda. Bunda da epey yol aldığımız kanısındayım. ‘İnsan merkezci saplantılarımızı’, kibirimizi terk etmeye çalışıyoruz… Kavgadan gürültüden uzak, fikriyatı ön plana çıkaran çalışmalar ve tartışmalar yürüttük, yürütüyoruz. “Dünya Yalnız Bizim Değil” sayfasını BirGün gazetesinde yayınlamaya başladığımda Türkçe kaynak sıkıntısı gözle görülür bir durumdu. Bugün bu tür yayınlarda çok cddi bir artış var. Yayın dünyasında talep oluşturmasına katkımız olduysa, oluyorsa bu durum elbette sevindiriyor beni…

» Üye sayınız ne kadar oldu?
- Yahoo üzerinden yayın yapan iletişim grubumuz var. Geçtiğimiz günlerde "Dünya Yalnız Bizim Değil ( DYBD) Platformu" ( "The World Does Not Belong to Us Alone") Yahoo’da “Animal Right / Hayvan Hakları” kategorisindeki 733 grup-platform arasında birinciliğe yükseldi. Çoğalıyoruz yani. 2 bini aştı üye sayımız. Bu hak ve özgürlük mücadelesini daraltma yerine, yeni perspektiflerle büyüttüğümüzden ötürü de ayrıca bir memnuniyet duyuyorum. Platformumuzda çok farklı fikir ve düşüncede üyemiz var. "Hayvan Hakları" ana temasına bağlı olarak her türlü fikir ve görüş Platformumuzda özgürce tartışılabiliyor. Tartışmaları "ikna" temeli üzerinde sürdürme ilkemiz var. Bizim platformumuz kitlesel bir yapılanma. Hepsi farklı olan hayvanseverler, hayvan korumacılar, hayvan hakları savunucuları ve hayvan özgürleşmecileri, ateistler, dindarlar bir aradayız. Zaman zaman tartışsak, fikri ayrılıklarımız olsa da farklılıklarımızı koruyarak bir arada olmayı önemsiyoruz.

Sesimiz daha gür çıkıyor şimdi. DYBD Platformu iletişim grubunda yayınlanan bir çağrı anında dünyanın dörtbir yanına ulaşıyor ve yankısını buluyor artık. Buradan, katkı sunan emek veren tüm üyelerimize destekçilerimize teşekkür ediyorum. Bizler türcülüğü aşan bir noktadan, tüm canlıların yaşam haklarını savunmaya yönelik yaklaşımların içselleştirilmesine çalışıyoruz. Yani, biz aslında baskı ve sömürüye karşı çıkıyoruz!..

» Nasıl bir toplum hayal ediyorsunuz? Vermek istediğiniz mesajlar var mı?
- "Hayvanları Koruma Yasası" özünde bir 'AB makyaj yasası' olarak çıktı Türkiye’de. Pekçok eksiği ve bazı hatalı noktaları da var. Ama bu haliyle bile, uygulama zorunluluğu olan bazı maddeler hala belediyelerce ve ilgili kuruluşlarca uygulanamıyor.
Benim, aracılığınızla topluma mesajım şunlar olacak:
Hayvan haklarını savunan insanlar, hayvanları “yiyecek” ya da “giyim malzemesi”, "eğlence" ya da "deney aracı" olarak kullanmanın çok yanlış olduğuna inanır; bütün hayvanların çıkarlarının en iyi şekilde gözetilmesi gerektiğini ve bir hayvanın çıkarlarının gözetilmesi için mutlaka “şirin”, “insanlara yararlı” ya da “soyu tükenme tehlikesi içinde” olmasının ya da herhangi bir insanın onları sevmesinin gerekmediğini savunurlar...

Bir noktaya da değinmeden geçmeyeyim. Eti için üretilen hayvanları beslemek için, o kadar çok tahıl tüketiliyor ki. Eğer hepimiz vejetaryen olsaydık mesela, dünyada açlık olmazdı. Çünkü, eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre üretilen mısır ve tahılların yüzde 70’ini tüketiyor. Dünyadaki hayvan sürüleri 8,7 milyar insanın kalori ihtiyacına denk miktarda tahıl tüketiyor. Tahmin edemeyeceğiniz kadar da su...
Ahlâki olup olmadığını, bir an için bir yana koysak bile; ‘sanayi tipi hayvan üretiminin’ insanlığa maliyeti bu. Unutmamak gerekir ki; hayvanların özgürleşmesi; insanların özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük taşıyor...

Son olarak da şunu söylüyorum: Kendinizi ‘dünya vatandaşı’ olarak görme noktasında, tam bir paylaşımcı olarak tanımlasanız da; insan türü dışındaki türlere karşı mesafeli iseniz; inanın bir eksikliğiniz var...
Çünkü yaşam; tüm türlerin, tüm canlıların birlikte yaşama ve bu dengeyi koruma temeli üzerinde kurulu. Kendinize, kendi türünüze saygınız da bunu gerektiriyor aslında.

"SABAH Gazetesi", 9 Aralık 2006
Röportaj: Neslihan Tunç
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/4/2007 - En ünlü 1 Nisan şakaları

Kategori: haberler
 
Takvimler 1 Nisan'ı gösterirken, hiç beklemediğiniz bir şakanın kurbanı olabilirsiniz. İlk olarak eski Romalıların Hilarya, Hintlilerin ise Huli Festivali'nde görülen şakaların 1564'te Fransa'da yapılan takvim düzenlemesiyle gelenek haline geldiği sanılıyor.

1 Nisan'ın ortaya çıkışı konusunda çeşitli varsayımlar mevcut.
Fransa'da 1564 yılında takvimde yapılan reformla yılbaşı 1 Nisan'dan 1 Ocak'a alındı. 1 Nisan'ı sene başı olarak kabul etmeye devam edenlerle alay etmek amacıyla yapılan şakalar, bir süre sonra gelenek haline geldi.

1 Nisan'ı yılbaşı kabul edenlere ise 'Nisan Balığı' adı verildi. Fransa'dan sonra diğer ülkelere de geçen bu gelenek, 18'inci yüzyılda İngiltere ve İskoçya'ya da yayıldı, oradan da Amerika'ya taşındı. Amerikalılar bu günü 28 Aralık'ta kutluyor.

Dünya tarihinde şakalananlar

* Yıl 1957... BBC'nin saygın haber programı ''Panorama'', ılık geçen kış nedeniyle ağaçlarda artık spagetti yetişmeye başladığını duyurdu. Bunun ardından köylülerin artık ağaçlardan spagettinin hasadını yapmaya başladığı açıklandı.

Bir anda televizyon kanalına telefon yağmaya başladı, tüm izleyiciler kendi spagetti ağaçlarını nasıl yetiştirebileceğini soruyordu. Telefonu açan BBC yetkilileri de 'bir kutu domates soslu spagettiyi ekin ve tutması için dua edin' yanıtını veriyordu. Sonunda bunun bir şaka olduğu anlaşıldı.

* Sports Illustrated'in 1985 yılı nisan sayısında yaşamı boyunca Mets'de oynamayı hayal eden ''çaylak'' bir beyzbol atıcısının hikayesi konu edildi. Sidd Finch adlı bu kişi
beyzbol topunu neredeyse ışık hızıyla metrelerce uzağa atabiliyordu.

Bununla birlikte aslında söz konusu Finch ömründe hiç beyzbol oynamamış, bir Tibet manastırında beyzbol atışlarının felsefesi üzerine öğrenim görmüştü. Mets taraftarları ülkenin her yerinde bu inanılmaz, adeta tanrının bir lütfu olan oyuncu için kutlamalar yaptı. Sonunda bu oyuncuyu yazarın hayal gücüyle yarattığı ve bunun 1 Nisan şakasından ibaret olduğu anlaşıldı.

* 1998 yılında Science and Reason adlı derginin nisan sayısında Alabama eyaletinde ''3.14'' olan ''pi'' sayısının değerinin yapılacak oylama ile yuvarlanarak ''3.0'' olacağı duyuruldu. Bunun üzerine
yüzlerce telefonla halk bu kararı protesto etti.

Sonunda ikinci bir sayı yayınlanarak orijinal makaleye yer verildi, bu evrim teorisiyle ilgili Mark Boslough adlı bir fizikçinin yazısıydı.

* Yine 1998'de Burger King, USA Today'e verdiği bir sayfalık ilanda solaklar için özel olarak hazırlanmış ''whopper'' menüsünü sunacaklarını açıkladı. İlana göre, ülkedeki 32 milyon solak için hazırlanmış bu menüdeki hamburger
solakların rahatça yemesi için 180 derece dönüyordu.

Ertesi günü Burger King, solaklar için hamburgerin şaka olduğunu duyurdu. Ancak günlerce müşteriler gelerek bu menüden istedi, hatta bazıları sağ elliler için olanının üretilmesini talep etti.

KAÇIN FİLLER GELİYOR

Tüm dünyanın ''şaka günü'' ilan ettiği 1 Nisan'da Türk şakacılar da hiç boş durmuyor. Samsun'un Havza İlçesi'ndeki radyo istasyonunu canlı yayında arayan ve kendini "Fettullah Doğrusöylemez" olarak tanıtan bir kişi, "Kunduz yaylasından arıyorum. Ormandan ilçe merkezine doğru yüzlerce fil geliyor. Çok iriler ve önüne gelen her şeyi ezip geçiyorlar" diyerek telefonu kapattı.

DJ Ertaş Çoban olayın "1 Nisan şakası" olduğunu anladı. Ancak, yaklaşık 20 kişi radyoyu telefonla arayarak, "Burada fil mi varmış? Nereden geliyorlar?" gibi sorularla bilgi almaya çalıştı. Kısa süre sonra aynı kişi yeniden radyoyu arayarak, "Size 1 Nisan şakası yaptım" dedi.

Şakanın dozu kaçınca...

Şakacılardan biri ise, geçen yıl 1 Nisan şakasının dozunu kaçırınca hapis cezasına çarptırıldı.

1 Nisan 2006 tarihinde Kadıköy-Beşiktaş seferini yapan vapura binen Murat Alas, ''üzerinde bomba olduğunu'' söyledi. Şakacı, vapur iskeleye yaklaşınca gözaltına alındı ve 2 Nisan'da tutuklandı.

23 yaşındaki seyyar satıcı ve müzisyen, savunmasında ''Aklıma nereden geldi bilmiyorum. Keşke yapmasaydım. Yolculara 'üzerimde bomba var, pimi çeker patlatırım' dedim. Elimde, bir şey yoktu. Daha sonra da 'Bu da size 1 Nisan şakası olsun' dedim. Gülenler oldu. Sadece bir bayan ağladı'' dedi. Alas'ı önce 2 yıl hapse çarptıran 8'inci Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın suçunu ikrar etmesi nedeniyle cezasını 1 yıl 8 aya indirdi.//
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

7/2/2007 - Ömrün 25 Yılı Uykuda Geçiyor

Kategori: haberler

Ömrün 25 yılı uykuda geçiyor
07 Şubat 2007 Çarşamba 17:19
İngiltere'de bilim adamları insan hayatında bazı anların hesabını yaptı. Örneğin kadınlar üç günde bir ev süpürürse, ortalama bir ömürde bu New York- Londra arasında gidip-gelmeye eşdeğer. Bu durum yaşamlarında 5 ay demek...

EN KRİTİK KARARLAR

Her 20 kadından birinin elektrik süpürgesiyle evi temizlerken düşüncelere daldığı ve başta boşanma olmak üzere hayatlarının en önemli kararlarını bu faaliyet sırasında verdiği belirtiliyor.

Araştırmacılar, insan hayatıyla ilgili şu tür ilginç tespitlere de dikkati çekti:

-75 yıllık ortalama bir insan ömrünün 25 yılı uykuda geçiyor.
-Günde iki saat TV seyreden bir kişi, ömrünün 3 ayını TV karşısında harcıyor.

-Köpeğini günde iki saat gezdiren bir kişi, bir köpeğin ortalama 12. 8 yıllık ömründe 15 bin kilometre yürümüş oluyor.
-Ortalama bir İngiliz kadını, ömrünün iki yılını aynaya bakarak geçiriyor.

-Ortalama bir alış-veriş düşkünü, ömrünün 6 ayını süpermarkette geçiriyor.
-Tipik bir tüketici, her haftanın 2,55 saatini süpermarkette geçiriyor.

-Kadınlar ömürlerinin 603 gününü rimel, allık, ruj ve göz farı sürerek geçiriyor. 170 gün de bu sürülen boyaların silinmesi için harcanıyor.
-İngiliz çalışanlar, çalışma hayatlarının 4 yıldan fazlasını telefonda geçiriyor.

-Ortalama bir internet kullanıcısı, yaşamının 4. 7 yılını internette sörf yaparak geçiriyor.
-Sigara içen bir İngiliz profesyonel, iş yılının bir ayını sigara molaları sırasında harcıyor.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

7/2/2007 - SONUNDA

Kategori: adminden

Ne zamandan beri giripte blogumu yenileyim diyordum derslerden fırsat bulamadım

şimdi fırsat buldum ve yeniledim

umarım beğenmişsinizdir

yeni blogum hakkında yorumlar bekliyorum

hakları yalnızlığa ve bana aittir :)

1 YorumYorum yaz!Bağlantı





<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

bloguma hoş geldiniz

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
dunyaalem
zekirdek

Kategoriler

Arkadaşlarım

zirtapozz
brc90

quiz.obbik.com